| Hemşire Nilay Yıldırım |
Gönüllü hemşire Nilay Yıldırım’dan Afrika için...“Afrika Katarakt Projesi”ne katılmak için Sudan’a gitme kararımı ilk kez ailemle ve arkadaşlarımla paylaştığımda kendimi uzaylı gibi hissettim. Çünkü herkes anormal bir şey yapmışım gibi bir tepki verdi. Ancak kararımda ısrarlı olduğumu gördüklerinde kimi destek verdi kimi de bu kararımı gereksiz buldu. “Sudan bahanelerle Sudan’a gidiyorsun” diyen arkadaşım beni hem güldürdü hem de düşündürdü. Bana göre Sudan’a gitmek sudan bir iş değildi. Hatta hayatımdaki dönüm noktalarından biriydi. Sudan’a giderken ismimin önünde “gönüllü hemşire” tanımlaması vardı. Çok hoşuma gitmişti ismimin bu iki kelimeden sonra anılıyor olması. Gönüllü kelimesi kalbimi bana tekrar hissettiriyordu. Gönlümün varlığını duyuruyordu. Ruhumu, benliğimi ve benim özgür irademi hatırlatıyordu. Özgür irademle karar vermiş, binlerce kilometre uzaklara hiçbir beklenti içine girmeden, bence hiç de sudan olmayan bir sebeple -siyah adamın siyah dünyasına ışık olmak, umut olmak için- yollara düşmüştüm, ismimin önüne gönüllü kelimesini getiren de buydu. İsmimle gönül kelimesi beraber anılıyordu. Daha oraya gitmeden, projede henüz çaba sarf etmeden ilk mutluluğu yaşamıştım. İzmir, İstanbul oradan da Sudan Hartum’a ulaşacaktım. İstanbul’da beni 20 yıldır çeşitli sebeplerle görüşemediğim amcaoğlu karşıladı. Yaptığım işin doğru bir iş olduğuna o zaman bir kez daha kanaat getirdim; çünkü bu iş hayırlı bir şeye de vesile olmuş, bunca zaman sonra sıla-i rahim yapabilmiştim. Havaalanında Sudan’da birlikte çalışacağımız ekiple karşılaştık. İyi de bu insanlar bana hiç yabancı gelmemişti. Oysa daha önce hiç karşılaşmamıştık ama onları bir yerlerden hatırlıyor gibiydim. Gönüllü hemşire Nilay olarak indim Hartum havaalanına. Gece saat 04.00’tü. Ve Hartum’da da yıldızlar aynı Türkiye’deki gibiydi! Fark sadece havanın kokusunda vardı. Garipsemiştim bu kokuyu. Geçeceğini sandığım o koku, kaldığım günler boyunca hep burnumda olacaktı. Hamza ve Mehmet kardeş karşılamıştı bizi. Sevimli ve sıcak gönüllü insanlardı. Bizi kalacağımız eve götürdüklerinde bir evle değil bir malikane ile karşılaştık. Burada bize dinlenmemizi tavsiye ettiler çünkü diğer işler için yeterince zamanımız olacaktı. Ne de olsa bir aylık bir süre vardı önümüzde -tabii ben o zamanlar orada kalışımı iki aya uzatacağımı bilmiyordum- hâlâ ismimi gönüllü kelimesi ile anıyordum kendimce. Ertesi gün hastaneye gitmek için “Afrika Katarakt Projesi” arabasına bindik. Şoför Hamza! Gözlerim fıldır fıldır. Hiçbir şey kaçırmak istemiyordum bu insanların dünyasından. Hastaneyi ilk gördüğümde şaşırmadım, çünkü gelene kadar Hartum’u keşfetmiştim diyebilirim. Hartum’un genel havasına uygun bir yapıydı. İngilizlerden kalmış bir bina. Onlar alt katını ahır olarak kullanmış, üst katı da yaşam yerleri imiş. Şimdi alt katlar poliklinik ve acil hizmet için, üst katlar da servis ve ameliyathane olarak kullanılıyordu. Ameliyathaneye geldiğimizde şaşırdım çünkü Sudan’da Avrupa standardında bir ameliyathane oluşturmuşlardı. Ameliyat için bekleyen sevimli insan kalabalığını geçtikten sonra ameliyathaneye ulaştık. Burada Kevser’in sıcak karşılaması bende evimden çok da uzakta olmadığım hissi uyandırdı. Sanki kapıdan çıkınca annem seslenecek, yemeğe çağıracak gibiydi. Sudan’da Arapça konuşuyorlar. Yavaş yavaş Arapça da öğrenmeye başlamıştık. Ekipteki doktorlarımızdan biri “allahuekber ve elhamdülillah” ile insanlarla iletişim kurabiliyordu. Ben ise ondan öndeydim; fatiha’daydım. Zaman geçtikçe ilerletiyorduk dilimizi tabii ama bu aramızda espri konusu olmuştu bile, “Çabuk oluuunn yasin’e de geldim...” Bu muhabbet ismimin başka bir kelimeyle de anılmasına yol açmıştı; Mütercim Nilay. Sudan’da katarakt projesi kapsamında mütercim-tercümanlık bürosu açıp buraya gelecek olan gönüllülere yardım etme planımız da vardı... Her yeni güne başlarken o gün yaşayacaklarım için heyecanlanıyordum. Her gün yeni insanlar ameliyat oluyor ve minnet duyguları ameliyathane havasına siniyordu. Türklere “etrak” diyorlar ve hiçbir karşılık beklemeden kendilerine hizmet sunan biz gönüllülere minnettarlıkla bakıyorlardı. Bu durum bizim mütercimlik bürosu planımızı da akim (atıl) bıraktı çünkü konuşmaya gerek kalmadan artık görebilen gözleriyle bizim gözlerimize sevgiyle bakarak zaten anlaşabiliyorlardı... Zaten evrensel olan sevgi dili değil miydi?.. Bir ay kalmak için gitmiştim Sudan’a ama ihtiyaç olduğu için kalış süremi uzatmamı teklif ettiklerinde benim için sorun sadece ailemdi. Onların gönüllerine de Allah hakimdi sanırım, çünkü çok sorun etmediler çok şükür. Orada bulunduğum süre zarfında ekip olarak 1500 ameliyat yaptık. Pek çok insanın mutlu gülüşüne şahit oldum, ellerimize sarılanlara da… Ama benim aklımdan çıkmayan hasta, iki gözü de katarakt olan, en fazla 3 yaşında ve insanları parmaklarıyla tanıyan, tanıdıktan sonra da unutmayan kırmızı şapkalı, koca dudaklı sevimli siyah çocuk oldu. Keşke ismini söyleyebilseydim ama çok zordu telaffuzu. Hiç söyleyemedim. Orada bulunduğum iki ay boyunca hastaneye geldi gitti. Çünkü ameliyatın başarılı olup olmayacağından kimse emin değildi. Oradan ayrılmama az bir süre kalmıştı ki ameliyat kararı alındı. Ameliyat çok başarılı geçti. Dr. Selim Bey başarılı bir katarakt ameliyatı yapmıştı ama katarakt gidince çocuğun retinasındaki sorun da ortaya çıktı. Ameliyatı yapan Selim Bey ve ben çok üzüldük ama yapacak bir şey yoktu. Biz elimizden geleni yapmıştık ancak Allah bazen bazı insanları farklı bir imtihana tabii tutuyor. Kırmızı şapkalı, koca dudaklı o sevimli siyah çocuğu hiç unutmayacağım. Ellerini ellerimde, yüzümde gezdirmesini... Gönül gözün açık olsun kırmızı şapkalı, koca dudaklı, sevimli siyah çocuk. Onunla ortak bir yönümüz de vardı. O da benim gibi bir sürü sıfatla birlikte anılıyordu; yalnız bir farkla, kimse onun adını telaffuz edemiyordu. Sudan’da iki ay kalmam münasebetiyle artık proje kapsamındaki insanlarla aile olmuştuk. Aşçı Recep usta, Mehmet kardeş, Hamza kardeş, Kevser. Ameliyathane temizliğine bakan Piylo Abbas ve diğerleri. Sudan’da bulunma süremle ve burada edindiğim tecrübemle yenilere fark atıyordum. Yeni arkadaşlara işleyişi anlatmak, evde ev sahipliği yapmak bana düşmüştü. Recep usta tecrübem dolayısıyla bana komutan diyordu. İsmimi söylemeyi bir türlü başaramayınca komutan kelimesini diline dolanmıştı. Benim de hoşuma gidiyordu, komutan aşağı, komutan yukarı. İsmim yine başka bir sıfatla anılıyordu: Komutan Nilay! Hâlâ komutana selam söyler, iyi yürekli Recep usta! Ameliyatlar bütün hızıyla devam ediyordu. İlk zamanki sıkıntılar aşılmış, artık daha seri ameliyat yapılıyor olmuştu. Biz gönüllü hemşireler ameliyat için masayı hazırlarken malzemeleri çok dikkatli kullanıyorduk. Çünkü hepimiz farkındaydık, bu çalışmalar Anadolu insanının samimi, güzel yüreklerinden, iyilik olsun diye yolladıkları 3-5 kuruşla dönüyordu. Bu yüzden biz hemşire ve doktorlar malzemelerin kıymetinin ne olduğunu biliyorduk. Bir dönem gümrükte kalan mallarımızı alamadığımız için malzeme sıkıntısı çektik ama doktorlarımız bir kolibri ve bir bıçakla ameliyat yapabilecek kapasitedeydiler, “Çöl doktorları” unvanını hak ettiler diyebilirim. Çöl ortamı her şartta ameliyat yapmayı gerektiriyordu. Çöl hemşireleri olarak bizler de malzemeye gözümüz gibi bakıyorduk. Bu arada fark ettim de ismimi bir de “çöl hemşiresi” sıfatıyla birlikte de söyleyebilirim: Çöl hemşiresi Nilay. Sudan’daki günlerim hep ameliyathane ve evde geçmedi tabii. Nil gezilerini, Askale Cafe’yi, Nil köprüsünde güneş batımını, Nileyn Camisi’nde kıldığım ilk cuma namazımı, Osmanlı’dan kalan Hartum’un en büyük camisini, Sudan düğünlerini, misafirperverliklerini, oradaki Türklerin memleket hasretlerini anlatmayacağım, çünkü ne söylesem eksik kalacak, derler ya anlatılmaz yaşanır. Nihayet ayrılma vakti geldiğinde geride güzel dostluklar, hayatımın en farklı deneyimleri, göz hemşireliği deneyimi, iyilik etmenin verdiği gönül huzuru kalmıştı. Yeni ekibe görevi teslim edip oradan ayrılırken projede ismimin önünde bir de “Sudan’da 2 ay kalan hemşire” vardı. Tüm hayatım boyunca ismimin önünde hep güzel işler ve güzellikler olması için uğraş verdim. Güzellikleri paylaşacağım dostluklar edinmek, bu işin en kolay yolu sanırım. Güzel gönüllü insanların güzellikleri bu dünyayı yaşanabilir kılan ve EN GÜZEL’in rahmetini celbeden. Ben öyle olamasam da güzel insanlarla beraber olmak bile insana güzellik sirayet ettirir, düşüncesiyle bu projeye katıldım. İyi kalpli insanlarla tanışmak da ayrı bir amaçtı benim için. İki ay boyunca orada edindiğim güzel dostların hepsine teşekkürler. Teşekkürler Hamza kardeş, teşekkürler Mehmet kardeş, teşekkürler Fatma, Recep usta, Kevser, Piylo, Çöl Arslanı... Tabii ki teşekkürler İHH, teşekkürler koordinatörler İhsan Özyürek ve Metin Vural beyler... Teşekkürler aralık ve ocak ayı hemşire ve doktor ekibi... Teşekkürler Sudan... Teşekkürler Hartum… Teşekkürler Afrika... Dilerim isminizin önünde hep güzellikler olsun, iyiliklerle anılın... Nilay Yıldırım İzmir Nejat Hepkon Devlet Hastanesi |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|