 300 GÖZÜN IŞIĞA YOLCULUK HİKAYESİ
İHH olarak, “Siz görürseniz onlar da görecek” sloganıyla, yüz bin katarakt ameliyatı kampanyası için Benin’den sonra Togo’da da gözlere ışık, kalplere sürur kaynağı olmak için yollardayız.
Togo yollarında Afrika yollarındayız. 672 milyon nüfuslu Afrika’da 20 milyon insanda görme bozukluğu olduğunu, 10 milyon insanın ışıktan mahrum olarak yaşadığını duyduk. Bunlardan beş milyonunun 100 YTL verip ameliyat olamadıkları için karanlığa hapsolmuş katarakt hastaları olduğunu öğrendik. Kendimizi onların yerine koyup kısa bir süre gözlerimizi kapatarak yürümeye çalıştık. O an anladık ki, gözler Efendimiz (s.a.v.)’in tabiri ile habibeteyn, yani en sevgili ikiliymiş. Onlarsız olmazmış.
Vakıf medeniyetinin varisleri Türkiyeli hayırseverlerin yardımlarını, dualarını ve selamlarını alarak dokuz saat sürecek Togo yolculuğuna can kardeşim Taylan Çetin’le başladık. Togo’ya ilk gidenler olmanın heyecanı vardı üzerimizde. Yolda tanıştığımız ve Türkiyeli olduğumuzu söylediğimiz herkesin cumhurbaşkanlığı seçimlerini gündeme getirmesine şaşırmadık. İletişimde gelinen son nokta ile artık dünya on-line olarak takip ediliyordu. Togo’nun başkenti Lome’ye vardığımızda saatlerimiz gece 01:10’u gösteriyordu. Partner kuruluşumuzdan iki kişi bizi iç salonda karşılayıp vize işlemlerimizi tamamladılar. Nem oranı yüksek, sıcak bir havada kısa bir yolculuktan sonra birkaç saat istirahat etmek üzere otele geldik. Çalışmayan klimayı tamir etmek üzere gelen görevliler başarısız kalınca teknisyen getirip tamir ettirdiler gecenin yarısında. Ertesi gün, 68 km eninde, 670 km boyunda bir dikdörtgeni andıran ülkenin en güneyindeki başkent Lome’den, en kuzeydeki ameliyatları gerçekleştireceğimiz Dapaong şehrine hareket ettik. Ülkeyi güneyden kuzeye bağlayan gidişli gelişli tek bir otoban var. Büyük şehirlerde havaalanı var ama iç hatlar çalışmıyor. 3.000 dolara özel uçaklar kiralanabiliyormuş güneyden kuzeye gidebilmek için. Ülkenin orta yerlerinde bulunan Kara şehrine kadar giden demiryolunun dışında ulaşım karayolundan yapılıyor. Yolların kenarında arıza yapmış çok sayıda kamyon ve tır dikkatimizi çekiyor. Çocuk yaşlardaki şoförler tamir için kamyonların altına yatmadan önce büyük yapraklı ağaç dallarını uyarı için yolun ortasına dizmeyi unutmamışlar. İki şeritlik yolların kenarlarını tahıllarını kurutmak için kullanıyorlar. Yayalar da genelde otobanın kenarında yürümeyi tercih ediyor. Gece gündüz yol kenarında çocuk, kadın ve yaşlıların münferit veya gruplar halinde yolculuk yapmaları ülkede güvenlik probleminin çok az olduğunun bir göstergesi. Krem rengi üniformalarla öğrenciler de okul yolu olarak otobanı kullanıyorlar.
Okyanustan kuzeye çıktıkça ağaçların türü ve boyları da değişiklik arz ediyor. Mümbit topraklara sahip ülkenin %37’si tarıma elverişli ama toprağı işleyebilecek teknik alt yapı ve eğitimli eleman yok. Her bir şehre girdiğimizde rehberimizden şehir ve şehir halkı hakkında bilgi alıyoruz. Halk arasında şehirler daha çok dini yoğunluğuna göre kategorize ediliyor. Bafilo, Sokode gibi bazı şehirlerde halkın %100’ünün Müslüman olduğunu öğreniyoruz. Diğer şehirlerde de farklı oranlarda Müslüman yaşıyor. Başkent Lome’de Müslümanların oranının %35–45 arasında olduğu tahmin ediliyor. Kesin bilinmese de ülkedeki Müslüman oranı %35’in üzerinde. Batılı kaynaklar bu oranı %20’lerin de altında gösteriyor. Yerel dinlere mensup olanlar Müslümanlara ve Hıristiyanlara nispetle daha az. Togo’nun en güneyinden en kuzeyine yaptığımız bu yolculukta 13’ü büyük olmak üzere onlarca şehirden geçtik. Her bir şehirde en fazla dikkatimizi çeken şey çok sayıda caminin olmasıydı. Birkaçı hariç hepsi küçük olan camiler ve Afrika mimarisindeki minareler bu ülkenin bir İslam ülkesi olduğunun sembolü durumunda. Camilerin çoğu dışarıdan gelen hayır kurumları tarafından yapılmış. Minik yetimlerin sürprizi
Bafilo şehrine girdiğimizde bizi bir sürpriz bekliyordu. Partner kuruluşumuz Afrika Müslümanları Kurulu tarafından yapılan ve işletilen yetimhanede yapılmakta olan törenlere davet edildik. Kapıda kuruluşun Batı Afrika sorumlusu, ülke sorumlusu, diğer idareciler ve yeşil kıyafetleriyle yetim çocuklar tarafından marşlarla karşılandık. Selam duruşundaki izciler, mahalli dillerde ve Fransızca hoş geldin mesajları, tek ağızdan çıkıyormuş kadar düzgün söyledikleri ilahiler, tekbirler bizleri bambaşka bir âleme götürdü. 250 civarında yetimin barındığı ve Türkiye’deki İmam Hatip Lisesi dengi eğitimin verildiği okul, şehrin en gıpta edilecek fiziki şartlarına ve eğitim kalitesine sahip. Belki bu okul olmasaydı bu yetimler her şeyden mahrum yaşayacaklardı. Ama Efendimiz (s.a.v.)’e komşu olmak için yarışan hayırseverlerin velayetiyle onlar kendilerini yetim hissetmiyorlar. Tıpkı Faslı müdürü için, “Benim babam, müdürümdür. O bana babalardan daha sıcak davranıyor.” diyen yetim Harun gibi… Programda yedi yaşlarındaki Muhaddis lakaplı bir çocuğun ezberden okuduğu hadisler hepimizi büyüledi. Yetimlerin sergiledikleri programlardan sonra kendilerine hediyeler takdim edildi. Ülkenin en fakir bölgesindeyiz Akşam saatlerinde emniyet müdürlüğünün verdiği bir koruma ile yolumuza devam ettik. Gece yarısında, programımızın ilk durağı olan Dapaong şehrine geldik. Buradaki otelimiz de bizi kesik elektriklerle ve akmayan sularla karşıladı.
Dapaong şehri, Des Savanes eyaletinin başkenti. Ülkenin en fakir bölgesi bu bölge. Köylerde yaşayanların durumu daha da vahimmiş. 261.000 kişinin yaşadığı şehirde sadece bir tane hastane var. Hiç kadın doktoru olmayan hastanede sadece 9 doktor hizmet veriyor. Başhekim Edorh Hokameto, bölgedeki sağlık problemlerini anlattıktan sonra çarpıcı bir tespit de yapıyor ve ekliyor: “İspanya tarafından yapılan hastanemizde çok sayıda tıbbi malzeme var ama onları kullanacak bilgi ve tecrübeye sahip sağlık elemanlarımız yok. Sizden ricamız, doktorlarımızın Türkiye’deki üniversite hastanelerinde staj görmeleri için bize yardım etmenizdir.” Bizler de şahit oluyoruz başhekimin tespitine. Bir tarafta ameliyatı bekleyen binlerce katarakt hastası, diğer tarafta hastane odasında kullanıcısını bekleyen, katarakt ameliyatlarının yapıldığı FAKO cihazı… Dapaong halkının %30’u Müslüman. Yakın bir geçmişte Müslümanların oranı %10’u geçmiyormuş. İslam’ın bu bölgede bu kadar hızlı yayılmasında iki önemli etken varmış. Birincisi, Müslüman kabilelerin bu bölgelere yerleşmesi. Özellikle Hawsa, Kotoli, Fulata ve Fulana kabileleri, bölgenin İslam’la tanışmasında önemli rol oynamış. Fulana kabilesinin Arap asıllı olduğu da iddia ediliyor. Yerel dine bağlı olan Moba kabilesine mensup olanların İslam’ı daha çabuk kabul ettiklerini de öğreniyoruz. İkincisi de, bölgede ve Togo genelinde hizmet veren İslami sivil toplum kuruluşları. Bunlar genelde ülke dışından gelen kuruluşlar. Togolu sivil toplum kuruluşları ise yok denecek kadar az. Katarakt ameliyatları açılış programı Sabah İsmail Amca’nın Pakistan usulü hazırladığı kahvaltıdan nasibimizi aldıktan sonra katarakt ameliyatları açılış programına katılmak üzere yakınımızdaki hastaneye geçtik. Açılış programına ilgi büyüktü. Dapaong valisi, belediye başkanı, bölgenin baş imamı, Dapaong Müslümanlar Birliği Başkanı, Rabıtatu’l-Alemi’l-İslami’nin Togo temsilcisi, hastanenin ve katarakt ekibinin başhekimleri, Africa Muslim Agency Batı Afrika ve Togo sorumluları ile bölgedeki dini temsilciler ve muayene için gelen 3.000 civarında halk oradaydı. 
İlk muayeneler Bir başhekim, bir asistan, üç kıdemli göz doktoru, üç asistan göz doktoru, dokuz teknisyen, İHH organizatörleri, beş yerel STK temsilcisi ve çok sayıda görevli gençten oluşan ekibimiz bölgede hazır durumdaydı.
Kilometrelerce uzaklardan zor şartlarda gelen binlerce hasta, ilk muayenelerini yaptırmak için sabahın erken saatlerinden itibaren sıraya girdiler. Gözleri tamamen kapananlar ailelerinin yardımı ile hastaneye gelebildiler. Muayenesi yapılan hastalardan katarakt olanlar ameliyat için ayrılırken, diğerlerine antibiyotik göz damlaları, merhemler, anti-alerjik ilaçlar, A vitamini, (yaşlılık sonucu oluşan görme bozuklukları için verilen) presbiyopi gözlükleri ve afaki gözlükler verildi. Ameliyat olması gerekenler ertesi güne kadar hastanede ağırlandılar. Yemekleri ve bütün ihtiyaçları vakfımız tarafından karşılandı. Yakalarına numara ve ellerine muayene karnesi verilen hastalar son karanlık günlerini arkadaşları ile sohbet ederek geçirdiler.
Ameliyatlar Üçüncü günümüzde ilk işimiz, teknisyenlerin erken saatlerde hastaneye gidip ameliyat ortamını hazırlaması ile başladı. Mikroskoplar yerleştirildi, ihtiyaç duyulduğu kadar sedir ve diğer bütün tıbbi malzeme kullanıma hazır hale getirildi. Sonra hastalar ameliyat yapılacak yerin kapısında sıraya girdiler. İçeriye alınan her bir hastaya dezenfekte edilmiş elbiseler giydirildi. Sadece hastaların elbiseleri değil, ameliyathanedeki her şeyin sterilizasyonu titizlikle yapıldı. Şeker hastalığı, yüksek tansiyon, enfeksiyon veya başka bir tehlike arz eden durumu olan hastaların ameliyata alınmamasına dikkat edildi. Ameliyat sırası gelen hastaların gözleri temizlendi ve kendilerine anestezi yapıldı. Büyüklerin sadece gözlerine ve yüzlerine anestezi yapılırken, çocuklara genel anestezi uygulandı. Anestezi yapılan hastalar altışar altışar ameliyat odasına alındılar. Aynı anda altı ameliyat birden yapıldı. Fonksiyonunu yitirerek görmeyi engelleyen orijinal lensler temizlendi ve yerlerine yenileri konuldu. Her bir ameliyat 10-15 dakika sürdü. Ameliyatları yapılan hastaların gözleri ertesi gün açılmak üzere bandajla kapatıldı. Lenslerin kaymaması için ameliyat sonrasında hastalar bir süre arkaları üzerine yatırılıp bekletildiler. Gözlerin ışıkla buluştuğu an
Dördüncü günün sabahında bizler de en az hastalar kadar heyecanlıydık. Artık gözlerden bandajların ve perdelerin kalkıp “alhamdu lillah” nidalarının yükselmesi anı gelmişti. Açılan gözlerin sahipleri önce kendilerine bu ışığı bahşeden Allah (c.c.)’a hamd ettiler. Sonra bu ışığa sebep olanlara defalarca teşekkür ettiler. Gözlerin açılması ile her bir göz doktorlar tarafından kontrol edildi ve gözlere mikrop kapmaması için antibiyotik damlalar konuldu. Düne kadar birbirleriyle konuşurken farklı istikametlere bakan amcalar teyzeler artık karşısındakilerin gözlerinin içine bakarak konuşuyorlardı. Sadece yüzleri değil gözleri de gülüyordu. Dışarıya çıktıklarında kendilerini bekleyenlerle tekrar yaşadılar mutluluklarını. Daha öncesinde hiç görmeyen veya çok az görenler ufuklara kadar zumladıkları göz mercekleriyle tekrar baktılar dünya âlemine. Gözlerde bir problem olmadığından emin olmak için ilki bir hafta sonrasına, ikincisi de 6 hafta sonrasına olmak üzere kendilerine iki randevu verilerek dualarla uğurlandı hastalar.
“Allah da onların gözünden ışığı eksik etmesin!” 
Açılan gözler, karşılarında kendilerine “Sofalafiye!” (“Geçmiş olsun!”) diyen İHH temsilcilerini bulduklarında gözyaşlarını tutamadılar. Gözlerden akan yaşlar sanki şöyle diyordu: “Sizler onlarsınız. Halifesi adına halen hutbe okuyup dua ettiğimiz Osmanlının torunları. Unuttuğunuzu sanmıştık kardeşlerinizi ama unutmamışınız, buradasınız. Hep boynunda haç, elinde İncil ile gelen beyazlara alışmıştı gözlerimiz. Bizi onurlandırdınız. Sadece gözlerimizi değil kalplerimizi de açtınız.” Vedalaşmak çok zor oldu. “Sevdik sizi, gitmeyin!” diyenler de vedalaşmak istemiyorlardı. Hep birlikte dua ediyorlardı gözlerine ışık gönderen hayırseverlere. “Selam söyleyin onlara, Allah (c.c.) da onların gözlerinden ışıklarını eksik etmesin; onları ve gözleri kadar sevdikleri evlatlarını sıhhat ve afiyetten ayırmasın!” duaları yükseliyordu yüreklerinden.
Hüdanur
Her birinin başka bir hayat dramı vardı. Biraz daha yakından tanıştığımız hastaların çektikleri zorlukları duyduğumuzda ne kadar ulvi bir vazifenin bizlere bahşedildiğini anladık. Tıpkı hastaneye geldiğinde bir kuş gibi titreyen Hüdanur gibi. Kim bilir kaç defa çukurlara düşmüş, kaç defa ölüm tehlikesi geçirmişti. Yedi yaşına gelmiş ama sanki doğmamış gibiydi. Bir defa olsun anne ve babasının yüzünü görmemişti. Biricik kızını bağrına basan annesi, kızının gözlerine bakacağı anın heyecanını yaşıyordu. Başarılı geçen ameliyattan bir gün sonra Hüdanur’un gözleri açıldı. İHH’nın hediye ettiği elbise ve oyuncaklarla iki sevinci bir arada yaşadı Hüdanur. Artık o da görüyor, o da gülüyordu. Ayşe 13 yaşında 6. sınıf öğrencisi Ayşe de küçük yaşlardan beri sağ gözündeki katarakt sebebiyle hep ağlamıştı. İHH’nın getirdiği ışığı duyan annesi, tek çocukları olan Ayşe’yi, yaşadığı köyden 50 km uzaklıktaki Dapaong şehrine getirdi. Ameliyattan bir gün sonra o da hayata iki gözüyle bakmaya başladı. Abailouj
Abailouj’un sevincini hiç unutamıyorum. 19 yaşında, lise 2 öğrencisi olan Abailouj: “Gözümden dolayı beynimin sadece yarısının çalıştığını hissediyorum.” diyordu ameliyattan önce. Bölgeye üç ay daha geç gitmemiz halinde sağ gözünü tamamen kaybedecekti. Ameliyattan bir gün sonra okulunda kendisini ziyaret ettiğimizde paylaştığımız mutluluğu sözlerle ifade etmek imkansız… Dönüş vakti Dapaong şehrindeki son günümüzde Togo Müslümanlar Konseyi tarafından ekibimizin onuruna verilen yemekte çok duygusal anlar yaşadık. Yemekten sonra kısa bir konuşma yapan vali Lare Pakindam unutamayacağımız mesajlar verdi. Şöyle konuştu Pakindam: “Etrafımdaki bütün şehirlerimden size iletmemi istedikleri teşekkür telefonları aldım. Sizler sıcağa ve zor şartlara rağmen buralara kadar geldiniz. Kur’an-ı Kerim’den bilirsiniz ki Allah (c.c.) kullarına yapılan hiçbir hizmeti karşılıksız bırakmaz. İnsanların teşekkürlerinin Allah (c.c.)’ın size lütfedeceklerinin yanında hiçbir kıymeti yoktur. Bizlerden kimse Türkiye’nin nerede olduğunu bilmez. Ama siz, ticaret için değil, bir karşılık için değil, sadece Allah (c.c.) için, O’nun kullarına yardım etmek için buralara kadar geldiniz. İnşallah geldiğiniz gibi selametle ülkenize ulaşırsınız. ‘İnsanların en hayırlısı, insanlar için en faydalı olandır.’ düsturuyla, renk, dil, din ayırmadan bütün insanlığa hizmet eden İHH ve onun gönüllülerini tebrik ediyorum.” Yazıyı Arkadaşına Gönder... |